cemet | yunus

cemet | yunus

İletişim                      yunus_kose@msn.com Bizi Arkadaşlarınıza Tavsiye edin

BİLGİ PAYLAŞIM PLATFORMU Arama RSS Kaynakları

Ana sayfa

Haberler (Her tür)
Ziyaretçi Defteri
Yunus emre ÖZEL
• Köşe Yazıları
Profilim
Bize ulaşın
Arşiv

Dosyalar

Messenger Eklentiler
Toolbar'ımzı yükleyin
Şiir ve Yaşam
Diğer weblerim
Bir teklif
Sağlık
DR. Bilge
Evlilik
Arabalar
Midiler (cep için)

Haberler

Haber siteleri
İlginç haberler
Teknoloji haberleri

Dini İslami

Efendimiz (sas)
İslami Programlar
İslami Video
Dua ve Hadisler
Dini Hikaye & Şiir
İslami resimler
Ve Diğer Herşey>>

Güncel Yazılım

Yazılımlar
En Çok Yüklenenler
Free yazılımlar
Download Siteleri
Teknoloji haberleri

Albüm

Kişisel Galeriler
• Her Tür Fotoğraf

Kadınca

Moda bakım makyaj
Anne ve Çocuk
Magazin
Damak Keyfi
Aile

MEDİA

ENSTRÜMANTAL FON
Animasyonlar
Video CENTER
Karikatürler
Kendi MEDİA'larım

SineMüslim

Kendinizden sonraki kişiye temiz ağızla dua edin!

Online Müzik Dinlemek İçin Tıklayınız

Cemet FM'i dinleyin

Hz Muhammed in Hayati

Hz Muhammed in Hayati
Martin Lings
Seslendiren: Mustafa Demirci


CD1
01 Allahin Evi
02 Bir Buyuk Kayip
03 Vadideki Kureys
04 Bir Kaybin Tekrar Bulunusu
05 Bir Ogul Kurban Etmeye Icilen And
06 Bir Peygamber Duyulan Ihtiyac
07 Fil Yili
08 Col
CD2
01 Iki Kayip
02 Rahip Bahira
03 Hilfü'l-Füdul
04 Evlilik Teklifleri
05 Yuva
06 Kabenin Yeniden Insasi
07 Ilk Vahiy
08
[url=http://forumiNamaz
CD3
01 Aileni Uyarip Korkut
02 Kureys Karsi Cikiyor
03 Evs ve Hazrec
04 Ebu Cehil ve Hamza
05 Kureys'in Teklifleri ve Istekleri
06 Kureys'in ileri Gelenleri
07 Korku ve Umit
08 Ailelerde Bolunmeler-1
CD4
01 Ailelerde Bolunmeler-2
02 Es-Saa (Kiyamet)
03 Uc Soru
04 Habesistan
05 Omer
06 Boykot ve Kaldirilisi
07 Cennet ve Ebediyet
CD5
01 Huzun Yili
02 Senin Yuzunun Nuru
03 Huzun Yilindan Sonra
04 Yesrib'in Cevabi
05 Gocler
06 Bir Suikast
07 Hicret-1
CD6
01 Hicret-2
02 Medine'ye Giris
03 Ahenk ve Uyusmazlik
04 Yeni Yuva
05 Savasa baslangic
06 Bedir'e Dogru 1
CD7
01 Bedir'e Dogru 2
02 Bedir Savasi
03 Yenilenlerin Geri Donusu
04 Esirler
05 Beni Kaynuka
CD8
01 Olumler ve Evlilikler
02 Duzensiz Saldirilar
03 Savasa Hazirliklar
04 Uhud'a Yuruyus
05 Uhud Savasi 1
CD9
01 Uhud Savasi 1
02 Intikam
03 Sehitlerin Gomulmesi
04 Uhud'dan Sonra
05 Intikam Kurbanlari
06 Beni Nadir
CD10
01 Savas ve Baris
02 Hendek
03 Kusatma 1
CD11
01 Kusatma 2
02 Beni Kurayza
03 Kusatmadan Sonra
04 Munafiklar
05 Gerdanlik
06 Iftira
CD12
01 Kureys'in Yasadigi Ikilem
02 Apacik Bir Zafer
03 Hudeybiye'den Sonra
04 Hayber
CD13
01 En Cok Sevdigim Kim?
02 Hayber'den Sonra
03 Umre ve Sonrasi
CD14
01 Olumler ve Bir Dogum Vaadi
02 Anlasmanin Bozulmasi
03 Mekke'nin Fethi
CD15
01 Huneyn Savasi ve Taif Kusatmasi
02 Uzlasmalar
03 Zaferden Sonra
04 Tebuk
05 Tebuk'ten Sonra
CD16
01 Dereceler
02 Gelecek
03 Veda Hacci
04 Secim
05 Cenazenin Gomulmesi ve Hilafet





http://rapidshare.com/files/7962222/HAZ ... _CD_01.rar
http://rapidshare.com/files/7961376/HAZ ... _CD_02.rar
http://rapidshare.com/files/7960485/HAZ ... _CD_03.rar
http://rapidshare.com/files/7959655/HAZ ... _CD_04.rar
http://rapidshare.com/files/7958870/HAZ ... _CD_05.rar
http://rapidshare.com/files/7958082/HAZ ... _CD_06.rar
http://rapidshare.com/files/7957392/HAZ ... _CD_07.rar
http://rapidshare.com/files/7956650/HAZ ... _CD_08.rar
http://rapidshare.com/files/7955890/HAZ ... _CD_09.rar
http://rapidshare.com/files/7955279/HAZ ... _CD_10.rar
http://rapidshare.com/files/7954553/HAZ ... _CD_11.rar
http://rapidshare.com/files/7953883/HAZ ... _CD_12.rar
http://rapidshare.com/files/7953320/HAZ ... _CD_13.rar
http://rapidshare.com/files/7952812/HAZ ... _CD_14.rar
http://rapidshare.com/files/7952185/HAZ ... _CD_15.rar
http://rapidshare.com/files/7951519/HAZ ... _CD_16.rar
http://rapidshare.com/files/7951519/HAZ ... _CD_16.rar
Sifre: By_Anonim
<****** type=text/**********> <****** src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type=text/**********>

Tarih: 08:39, Cuma, Ocak 18 Kategori: dini hikaye siir
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

SEDAT UCAN - CEMAL KURU medine gülü full SÜPER ILAHILER




Track Listesi :

01 - Namaz İlahisi (Cemal Kuru)
02 - Kerbela (Sedat Uçan)
03 - Medine' ye Varamadım (Sedat Uçan)
04 - Fahr i Alem (Cemal Kuru)
05 - Salavat ı Şerife (Sedat Uçan)
06 - Mekkenin Dağları (Sedat Uçan)
07 - Babam (Cemal Kuru)
08 - Allah u Allah (Sedat Uçan)
09 - Uyan (Cemal Kuru)
10 - Durmaz Yana (Sedat Uçan)




.

Êã ÅÖåÇÑ ÇáäÕ ÇáãÎÝí ÔßÑÇð Úáì ÑÏß
http://safelink.in/rc-kTZlJDNjJjN/Se...by.cristor.rar


Tarih: 13:54, Salı, Ağustos 7 Kategori: dini hikaye siir
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

İslam’da aile mahremiyetini koruma kuralları yok mu?

İslam’da aile mahremiyetini koruma kuralları yok mu?
“Yabancı mıyız?” diyerek hemen negatif düşünmeyin. Ailelerin içinde de bazı sınırların olması normaldir. Asıl böyle bir sınır yoksa anormaldir. Nitekim kuralsızlığın birçok aile içi istismara yolaçtığı çok açık ortadadır.

Almanya’da aile içindeki kuralsızlıklardan kaynaklanan cinsel sapmalardan rahatsızlık duyan okuyucum, İslam’ın aile mahremiyetini koruyacak kurallarının olup olmadığını sorduğu sorusunda diyor ki:

- Aileyi koruyan kurallar İslam’da nasıldır? Evde, aile içinde, özel odalara girerken belli bir kural söz konusu mu? Yoksa İslam’da da kaç göç olmadan aile bireyleri birbirlerinin odasına sormadan girer, tesettürsüz şekilde yüz yüze, göz göze gelebilirler mi? Lütfen bana bilgi verin. Yoksa burada benim çocuklarım da aile içinde kuralsız yetişecek, ayıpladığım yabancılar gibi dikkatsiz yaşamaya alışacaklar, diye korkmaya başladım?

İslam’dan önceki cehalet devrine baktığımızda aileyi koruyan hiçbir kuralın mevcut olmadığını görmekteyiz. Müşrikler her an istedikleri eve ve odaya izinsiz girebilir, tesettürsüz şekilde yüz yüze, göz göze gelmekte mahzur görmezlerdi. Nitekim bu kuralsızlıklardan İslam’a girdikten sonra rahatsızlık duyan Medineli bir hanımefendi, bir gün Peygamberimiz’e gelerek:

- Ya Resulallah! dedi, günün herhangi bir saatinde biri kapımdan odama dalabiliyor, görünmek istemediğim bir halde beni görebiliyor. Artık bir ikaz yapsanız da, kimse kimsenin evine, ayrıca odasına izinsiz girmese, istemediği bir görüntü içinde iken görmese?

O sıralarda benzeri bir teklif de Hazreti Ömer’den (ra) geldi: Keşke Rabbimiz bir ayet gönderse de evimize, odamıza kimse izinsiz giremese, kimse kimseyi tesettürsüz, açık halde iken görmese!. Buna benzer isteklerin çoğalması üzerine Nur Sûresi’ndeki aile mahremiyetini koruma kuralları koyan (izin isteme) ayetleri peş peşe geldi. Şöyle ölçüler veriyordu gelen ayetler:

- Ey iman edenler! Başkalarının evlerine girmek istediğinizde, önce selam vererek izin isteyin, izin verilirse girin! Verilmezse geriye dönün. Kendi evinizin içindeki hane halkı da, bir birinin odalarına geceleri izinsiz girmesinler. Gündüzleri de istirahat anlarında üzerlerinin açık olabileceği vakitlerde habersiz olarak odaya dalmasınlar!.. Sizin için hayırlı olan budur!.. (27-58-59)

***

“KİMSİNİZ?” SORUSUNA, “BENİM” YERİNE, “BEN FALANCAYIM” DİYE CEVAP VERİLMELİ”

Artık cehalet devri kuralsızlıkları kaldırılıyor, Müslüman’ın aile hayatı korumaya alınıyor, dışarıdan gelenin eve, evde olanın da odaya girme kuralları açık ve kesin şekilde tespit edilmiş olunuyordu. İslam terbiyesinde, dışarıdan gelen birinin izinsiz eve dalması yasaktı. Yabancılar önce hem de üç defa dışarıdan izin isteyecek, içeriden gelen ses izin verirse girecek, vermezse, dönüp gidecek, üçten fazla izin isteme ısrarında da bulunamayacaktı.

Ayrıca, kapı tıklatarak, yahut zile basarak selam verip izin isterken, kapının tam önünde değil de, sağına yahut da soluna çekilerek beklenecek, içeriden kapıyı açanı ansızın görmeyecek, evin içini hazırlıksız halde seyretmek gibi bir rahatsızlığa da sebep olunmayacaktı..

Bir diğer konu da, içeriden ‘kimsiniz?’ diye gelen soruya belirsiz bir kelimeyle ‘benim’ denmeyecek, ‘ben falanım, filan için geldim’ şeklinde tanıtıcı bilgi vererek izin istenecekti.. İslam’ın koyduğu bu gibi sosyal hayatı düzenleme kuralları büyük bir memnuniyetle Medine’de uygulanırken meselenin iyi anlaşılmasına sebep olacak acemilikler de yaşanıyordu. Nitekim bir gün sahabeden Hazreti Cabir, Efendimiz’in kapısına gelip:

- Esselamü aleyküm, ben geldim! diyerek izin istedi. Efendimiz bu tür izin isteyişi hoş görmedi de şöyle düzeltmede bulundu:

- Niçin kendini tanıtmadan sadece ‘ben geldim’ diyorsun? Önce sen kimsin, kendini tanıt, sonra izin iste!. Konumuzun en mühim sorusunu da bir başka sahabi şöyle sordu:

- Ayetler hane halkının dahi geceleri birbirlerinin odalarına izinsiz girmelerini yasaklıyor, şimdi ben anamın odasına da mı izin isteyerek gireceğim? Efendimiz, bu soruya da tereddütsüz cevap verdi:

- Evet, geceleri istirahate çekildikten sonra anan da olsa odasına ancak izinle gireceksin! İzinsiz girmek yoktur!.

İslam’ın aile içi mahremiyetini korumak için koyduğu kuralları böylece kesinleşmiş, yabancılarda görülen aile bireyleri arasındaki duygusal saplamalar Müslüman aile bireylerinde görülmemiştir. Bundan dolayı Batılılar, ‘Müslümanlarda aile kuralları çok kuvvetlidir, Müslüman aile kolay yıkılmaz’ demekten kendilerini alamamışlardır..


Tarih: 09:01, Cuma, Temmuz 20 Kategori: dini hikaye siir
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

3 Aylar ne demektir? Bize ne anlatır?

 


Tarih: 13:12, Salı, Temmuz 17 Kategori: dini hikaye siir
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

besmele yazan hilal

RESMİ BÜYÜK GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN


Tarih: 22:22, Perşembe, Mayıs 24 Kategori: dini hikaye siir
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Kadere ve kazaya inanıyorum

Kadere ve kazaya inanıyorum
Kader ve kaza nedir?
Kader, ölçme, takdir etme, biçime koyma, şekillendirme gibi anlamlara gelir. Terim manası ise Allah’ın ezelden ebede kadar olacak şeylerin zaman ve yerini, niteliklerini ve özelliklerini önceden bilmesi ve takdir etmesidir. Kaza ise, Allah’ın ezelde takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince takdir ettiği şekilde onları yaratması demektir.

Kader ile irâde birbirine zıt değil midir?

İnsan irâdesiyle kader arasında bir zıtlık yoktur. Yani insan irâdesiyle kader, omuz omuzadır. İnsanlar işledikleri sevaplarla cennete, günahlarla da cehenneme gitmeleri bir vakıa ise, bunların kader dilinde, Cenâb-ı Hak tarafından tasdik edilmesi, bir bakıma irâdelerinin kuvvetlendirilmesidir.

İlâhî takdirin mânâsına gelince; sanki Cenâb-ı Hak, insana şöyle demektedir: “Ben, şu zamanda, iradeni şu istikamette kullanacağını biliyorum. Onun için de senin hakkında bu işi o şekilde takdir buyuruyorum.” İşte bu, irâdeyi sağlamlaştırmak demektir.

Kader, sorumluluğu ortadan kaldırıyor mu?

İslâm’ın kaza ve kadere iman esasını, insan hürriyetine aykırı görmek doğru değildir. Çünkü bir Müslüman’ın kadere iman etmesi demek, esas itibarıyla, her şeyin Allah’ın bilmesi, dilemesi, kudreti ve yaratması ile olduğuna, Allah’tan başka yaratıcı bulunmadığına inanması demektir. Müslümanların kaza ve kadere iman etmelerini, bir şeyi seçme hürriyetine aykırı görenler varsa da bu anlayış kat’iyen yanlıştır. Bir Müslüman’ın kadere iman etmesi demek, esas itibarıyla, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah olduğunu kabul etmesi demektir. İnsanların kâinatta mutlak ve küllî İlâhî bir iradeyi kabul etmeleri, sorumluluklarının esas unsuru olan cüz’î iradelerini ortadan kaldırmaz.

Kader ilim nevindendir

Kader, Cenâb-ı Hakk’ın ilminde eşyaya biçilen bir plân ve projedir. Bir şeyi bilmek ise o şeyi vücuda getirmek, demek değildir. Meselâ, kafamızda bin tane binanın plânını tutsak, yüzlerce fabrikanın fizibilitesini tasarlasak, bunlardan hiçbiri sırf kafamızda tuttuğumuzdan dolayı vücuda gelmez. Onların vücuda gelmesi için, irâde ve kudrete ihtiyaç vardır.

Kader ilim nevindendir. İlim ise daima malûma tâbidir. Yani birşey nasılsa ve nasıl olacaksa öyle bilinir. Durum böyle olunca, bizim ne yapacağımızı, iradelerimizi nasıl kullanacağımızı Cenâb-ı Hak biliyor ve takdirini de bildiği istikamette yapıyor. İnsan, kendi bilmesiyle Allah’ın bilmesini kıyaslamamalıdır.

Nasıl oluyor da bir şey daha olmadan önce bilinebiliyor?

Öncelikle şunu ifade edelim ki, sınırlı olan insanın bilmesi ile, sınırsız olan Allah’ın bilmesi bir değildir. Kendisi için geçmiş, hâl ve gelecek diye hiçbir şey mevzubahis olmayan Cenâb-ı Hak, geçmiş, hâl (içinde bulunulan zaman) ve geleceği bir nokta gibi görmektedir. Şimdi bu ifadeyi anlamak için akıllarımızı biraz zorlayalım.

Bir dağ düşünelim. Dağın kuzey ve güney cephesi olmak üzere her iki tarafında da bir insan olduğunu düşünelim. Bu durumda kuzey cephedeki insanın güney cephedeki insanı görmesi, onun ne yaptığını bilmesi mümkün mü? Mümkün değil; çünkü önünde dağ var ve dağ engeli onun karşı tarafı görmesini engelliyor. Aynı durum diğer insan için de geçerlidir. Şimdi başka bir varlık düşünelim ki bu varlık, konum olarak dağın en tepesinde, yani zirvesinde bulunuyor ve her iki insanın da gayet güzel bir şekilde neler yaptığını görüyor. İşte Cenab-ı Hak da böyledir. O, zaman ve mekanla kayıtlı olmadığı için, ilmiyle geçmiş ve geleceği sanki bir noktada cereyan ediyormuş gibi görmekte ve bilmektedir.

İnsanın yapacağı işlerin Allah tarafından ezelde bilinip tespit edilmiş olması, onun iradesine rağmen değildir. Zira, insan iradesinin söz konusu olduğu yerde yapılan takdirde, onun iradesinin hangi tarafa sarf edileceği Cenab-ı Hak tarafından bilinmekte ve ona göre takdir edilmektedir. Allah, insan iradesiyle alakalı bir şeyi, ‘şöyle, şöyle olacaktır’ diye yazmıştır, yoksa ‘şöyle şöyle olsun’ diye yazmamıştır. Şu halde biz bir şeyi, Allah’ın ezelde bilmiş olması ve bu bildiğini kaydetmesinden (kaderden) ötürü yapmıyoruz. Bilakis, Allah yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı bildiği için yazıyor.

Bir astronomi alimi “Güneş, 2008 yılı Kasım ayının 11’inde tutulacaktır” dese ve sonra da dediği olay o tarihte gerçekleşse. Güneş, bu astronomi uzmanı söylediği için mi tutuldu? Elbette ki hayır. O zat önceden Güneş’in tutulacağını bildiği için, yoksa o dediği için Güneş tutulmamıştır.


Allah Rasûlü (sas)kaderle ilgili münakaşaları yasaklıyor

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kader mevzuunda münakaşa ettiklerine şahit olduğu bir kısım sahabeye; “Siz bunlarla mı emrolundunuz, yoksa Ben size bunun için mi gönderildim? Sizden öncekiler bu konuda tartışmaya başladıkları zaman helâk olmuşlardır.” diyerek bu konunun konuşulmasına engel olmuştur.

Efendimiz’in kader konusunda böyle buyurmasını şöyle değerlendirebiliriz.

Birincisi; her şeyden önce kader meselesi, imanî bir meseledir; imanî meselelerin de münakaşa tarzında ele alınması doğru değildir.

İkincisi; insanın kendi iradesiyle ilgili kaderi, bir de iradesi dışında cereyan eden kaderi vardır. İradesi dışında meydana gelen kaderin sebepleri ise insanlarca bilinmemektedir. İnsan aklı, kaderin bu ikinci kısmına ait sırlara vakıf olamayabilir. İnsanın dünyaya gözlerini açtığı asır ve belde, anne ve babasının kim olduğu, cinsiyeti, ırkı ve iradesi dışında ortaya çıkan musibetler ve hastalıklar gibi hususlar bu kısma misal olarak verilebilir. Bu konularda münakaşaya kalkışmak insanı içinden çıkamayacağı sonuçlara götürebilir.

Üçüncüsü; insanın kaderle ilgili her bir hususu kesin bir biçimde çözmeye girişmesi, kapasitesini aşan bir şeye talip olması demektir. Bu itibarla, bir mü’min, kader meselesiyle ilgili anlayabildikleriyle yetinip, anlayamadığı hususları Cenab-ı Hakk’a havale etmeli ve gereksiz münakaşalara girmemelidir.


Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?

Şüphesiz ki, insanda hürriyet, ve bir seçme kabiliyeti vardır. Ve o hürriyet, irâde ve seçmeye göre; iyi ve kötü, sevap ve günah insana nispet edilir. İnsan irâde ve isteğinin, meydana gelen neticeler karşısında, ağırlığı ne olursa olsun; o irâde, Yüce Yaratıcı tarafından bir şart ve sebep olarak kabul edilmişse, onu hayırlara ve şerlere çevirmesine göre suçlu veya suçsuz olması; irâde dediğimiz şeyin hayra veya şerre meyil göstermesine dayanmaktadır. Bu meylin neticesinde meydana gelen hâdise, insanoğlunun sırtına vurulmayacak kadar ağır da olsa, o bu meyille ona çağrıda bulunduğu için, sorumluluk da ona aittir...

İnsanın fiil ve hareketlerinde hür olduğunu belirten bazı âyetler:

“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.”
“De ki, (size gelen) gerçek/hak, Rabb’inizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”
“Her kim iyi bir iş yaparsa lehine; her kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabb’in kullara asla zulmetmez.”

Bir kısmını misal olarak aldığımız bu âyet-i kerimeler gösteriyor ki, insan fiil ve hareketlerinde hürdür. Bu sebeple de o, fiil ve hareketlerinden sorumludur.

İlâhî meşîetin/iradenin esas olduğunu bildiren âyetler:

“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”
“Allah dileseydi, onu yapamazlardı.”
“Allah dilemeyince iman edecek değillerdi.”

Görüldüğü gibi birinci grup âyetlerde insanın hür bir varlık olduğu, ikincisinde ise, İlâhî iradenin esas ve belirleyici olduğu vurgulanmaktadır. Bu iki grup âyet arasında telifi mümkün olmayan bir zorluk söz konusu değildir.

Bu âyetleri şu ifade altında telif edebiliriz: İlâhî irade esas olmak üzere, insan dilediğini yapabilen bir varlıktır. Bu şu demektir: Cenab-ı Allah küllî iradesinin taallukuna bizim irademizi bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani Rabb’imiz, külli iradesiyle yapacağı şeylere bizim cüz’i iradelerimizle yapacağımız şeyi, sıradan ve basit bir şart olarak ortaya koymuştur. İnsanın, olmasını istediği maddî veya manevî herhangi bir şeyin varlık sahasına çıkması, -tabir caiz ise- İlâhî iradenin vizesine bağlıdır.


Kadere iman insana ne kazandırır?

Gurur ve bencilliğin belini kırar
İnsan fıtratında, her bir güzellik ve meziyetine sahip çıkıp, onlarla övünme, iftihar etme, hatta daha da ötesinde gururlanıp kendinden geçme duygusu vardır. İşte bu noktada; yapılan güzel işler karşısında gurura düşmemek için kader devreye girer ve “mağrur olma yapan sen değilsin” diyerek, insanı kibre gurura düşmekten korur.

Ümitsizliği yok eder
Kadere inanan bir insanda en küçük bir ümitsizlik ve gevşeme olmaz. Kadere inanan insan, başarıya ulaştığı zaman tevazuu ve alçak gönüllüğü de elden bırakmaz; zafer sarhoşluğuyla kendini kaybetmez.

İradeyi güçlendirir
Kadere inanan bir kul, hadis-i şerifin de ifadesiyle başına gelecek bir musibetin mutlaka geleceğine, gelmeyecek olanın da asla gelmeyeceğine inandığı için cesaretlidir.

İnsana huzur ve rahatlık verir
Kadere hakiki mânâda iman eden bir kişi, ihtiyaçlarının ve korkularının hâsıl ettiği yükü -tabiri caizse- kaderin gemisine bırakır ve böylece kalbi ve ruhu rahata kavuşur.

İnsanı müsamahalı yapar
Başına gelen her musibeti bir de kader açısından değerlendiren bir mü’minin, muhatabını affedebilmesi daha kolay olur.

Hırs ve hasedi engeller
Kadere iman etmiş bir mü’min, hakkına razı olduğu için başkasının hakkına tecavüz etmez, hırs göstermez ve haset etmez.


| | ||||||_TERİMLER_|||||| | |

* Münafık kime denir?
Kalben inanmadığı halde, dili ile mümin olduğunu söyleyen kimsedir.

* Münker-nekir nedir?
Kabre konulan kimseye “Rabbin kim?, Peygamberin kim?, Dinin nedir?” diye soru soran meleklerin adlarıdır.

* Naat Nedir?
Peygamber Efendimiz’i övmek maksadıyla yazılan şiir türüdür.

* Nafile, kaza nedir?
Nafile; farz, vacib ve sünnet ibadetlerin dışında sevap kazanmak için yapılan tüm ibadetlerdir.
Kaza; vaktinde yerine getirilememiş olan farz bir ibadetin vaktinden sonra yerine getirilmesidir.

* Niyâz nedir?
Duâ etmek demektir.

* Niyet nedir?
İnsanın bir şeyi yapmaya kalben ve zihnen karar vermesidir.

* Orucun kazası ne demektir?
Vaktinde tutulamayan oruçların daha sonra gününe gün olarak tutulmasıdır.

* Orucun kefareti nedir?
Ramazan’da mazeretsiz olarak kasten orucu bozmanın cezası olarak peş peşe tutulan altmış günlük oruçtur. Buna gücü yetmeyenler altmış fakiri sabahlı akşamlı doyururlar.

* Oruç kimlere farzdır?
Oruç ergenlik çağına ulaşmış, akıllı ve Müslüman olan herkese farzdır.

* Öşür nedir?
Tarım ürünlerinden onda bir ya da yirmide bir oranında verilen zekattır.

* Rekat nedir?
Namazın kıyam, rükû ve secdelerinden oluşan her bir bölümüdür.


ESMÂ-Ü’L HÜSNÂ

el-KÂBID
Sıkan, daraltan...

el-BÂSIT
Açan, genişleten...
Bütün varlıklar Allah Teâlâ’nın kudret kabzasındadır. İstediği kulundan, ihsân ettiği servet ve sâmânı, evlâd ve iyâli, yahut hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir. O adam zenginken fakir olur, yahut evlâd acısına boğulur, yahut iç sıkıntısına, ıstırap ve huzursuzluk içine düşer.
İşte bu haller, Kâbıd isminin tecellileridir.
Allah, istediği kuluna da yepyeni bir hayat verir, neş’e verir, rızık bolluğu verir, bu da Bâsıt isminin tecelliyatıdır.

el-HÂFID
Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan...
Allah Teâlâ, istediği kulunu yukarıdan aşağı atıverir. Şan ve şeref sâhibi iken, rezîl ve rüsvây eder ve bu muamelesi çok defa, kendisini tanımıyan, emirlerini dinlemeyen âsiler, başkalarını beğenmiyen mütekebbirler ve hak, hukuk tanımayan zâlim zorbalar hakkında tecellî eder.

er-RÂFİ’
Yukarı kaldıran, yükselten...
Allah Teâlâ, istediği kulunu indirdiği gibi, istediği kulunu da yükseltir. Şan ve şeref verir. Bazı gönülleri îman ve irfan ışığı ile parlatır, yüksek hakikatlerden haberdar eder.
Allah’ın yükselttiği insanlar, çok defa melek huylu, tatlı dilli, insanların ayıplarını, kusurlarını örtüp eksiklerini tamamlayan; onlara malıyla, bedeniyle, bilgisiyle, nasihatiyle yardım eden nâzik, kibar insanlardır. Onlar bu istikametten ayrılmadıkça Allah da bu nimeti kendilerinden almaz.

el-MU’IZZ
İzzet veren, ağırlayan...


Tarih: 00:18, Saturday, Temmuz 29 Kategori: dini hikaye siir
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->